Sitenin diğer sayfalarında, okunabilirlik için sadeleştirdiğimiz bazı felsefi ve akademik arka plan burada, meraklı okuyucu için daha ayrıntılı biçimde yer alıyor.
Phronesis (φρόνησις) kelimesi, Homeros'ta phren (φρήν) köküne, yani göğüs/diyafram bölgesine atıfla kullanılır; zamanla "pratik akıl, sağduyu" anlamına evrilmiştir.
Aristoteles'ten önce kavram farklı düşünürlerce farklı ele alınmıştır: Herakleitos, evrensel logos'u dinlemekle ilişkilendirir; Demokritos iç huzurla bağlar. Sokrates, Euthydemos diyaloğunda bilgiyle doğru eylem arasındaki ilişkiyi sorgular; Platon bunu akıl ile ruhun diğer bölümleri arasındaki uyuma bağlar.
Aristoteles, Nikomakhos'a Etik'in VI. Kitabı'nda phronesis'i sistematik olarak ele alır ve onu sophia (kuramsal bilgelik) ile techne'den (teknik beceri) ayırır; phronesis'i "değişken, tikel durumlarda doğru eylemi belirleme" yetisi olarak tanımlar — deinotes (zekilik) ile karıştırılmaması gerektiğini de ekler.
Helenistik dönemde Stoacılar phronesis'i dört temel erdemden biri sayar (yanında adalet, cesaret, ölçülülük); Epikuros ise kavramı ataraksia (iç sükûnet) arayışına bağlar.
Kaynak: Aristoteles, Nikomakhos'a Etik, VI. Kitap.
Modern felsefi pratik (philosophische Praxis), 1981'de Almanya'da Gerd B. Achenbach tarafından, psikoterapiye bir alternatif olarak kurulmuştur. Achenbach'ın yaklaşımı, danışanı belirli bir okula ya da yönteme bağlamadan, felsefi diyalog yoluyla kendi düşüncesini netleştirmesine eşlik etmeyi esas alır.
Ancak pratiğin kökleri çok daha eskiye, antik Yunan'a uzanır: Sokrates'in elenchus (çürütme) ve maieutik (doğurtma) yöntemleri; Platon'un diyalektik anlayışı; Stoacıların günlük yaşama dair pratik öğütleri (Epiktetos, Marcus Aurelius); Epikürcülerin arkadaşlık ve haz üzerine düşünceleri; Kiniklerin toplumsal konvansiyonlara meydan okuması; Septiklerin yargıyı askıya alma (epokhe) pratiği.
Kaynak: Achenbach, G.B., 1981; genel felsefe tarihi literatürü.
Erdem temelli terapi yaklaşımımız, kısmen Peterson ve Seligman'ın (2004) geliştirdiği VIA (Values in Action) sınıflamasından ve Aristoteles'in erdem anlayışından (heksis, mesotes, eudaimonia) beslenir; pratikte pozitif psikoterapi, Viktor Frankl'ın logoterapisi ve Kabul ve Kararlılık Terapisi (ACT) ile de kesişir.
Kaynak: Peterson, C. & Seligman, M.E.P., 2004, Character Strengths and Virtues; Aristoteles, Nikomakhos'a Etik; Frankl, V.; ACT literatürü.
Bu bölümdeki notlar, Türkçede yayımlanmış üç kitabın okunmasından çıkmıştır. Metinler alıntı değil, özettir; atıflar basılı sayfa numaralarıdır.
Bu kitaplar ikincil kaynaktır. Aristoteles'in, Stoa'nın, Schopenhauer'in ya da Nietzsche'nin düşüncesi burada yazarların aktarımıyla ve yorumuyla verilir. Bir düşünürün kendi sözü olarak sunulmaz; böyle bir iddia için asıl yapıta bakılmalıdır.
Epikuros'a göre felsefe, mutluluğa götüren eylemden başka bir şey değildir; bilgi, doğru eyleme götürdüğü ölçüde değerlidir (Akarsu, 77). Kynikler erdemi söz ve bilgiden çok eylem işi sayar: erdem sözle öğrenilmez, çalışma ve alıştırmayla edinilir (Akarsu, 39, 43).
Aristoteles'te mutluluk bir edimdir; haz ona eşlik eder ama onun yerine geçmez (Akarsu, 100). Mutluluk kısa bir an değil, bütün bir ömür içinde görünür (Akarsu, 102). İyiyi bilmek onu yapabilmek anlamına gelmez: genel bir kuralı tanıyan kişi, onu tek bir olaya uygulayamayabilir (Akarsu, 107–108). Eylem ile bir şey ortaya koymak ayrı etkinliklerdir; değerli eylemin kendisi bir erdir (Akarsu, 113, 115).
Kuçuradi'nin Schopenhauer okumasında kişi, yapıp etmeleriyle kendini kurar; yapıp etmelerinden başka dayanağı yoktur (Kuçuradi, Schopenhauer, 78, 101–102, 111). Nietzsche okumasında bir hareketin değeri, onu kimin yaptığına bağlıdır; hareket tek başına ne ahlaklıdır ne ahlaksız (Kuçuradi, Nietzsche, 31, 38).
Bir ayrım: Aristoteles'te en yüksek mutluluk düşünme yaşamındadır (Akarsu, 104, 117). Burada "eylem" derken pratik eylem kastedilir.
Kaynaklar bu soruda ayrılır. Özetle:
Ortak payda olarak şu cümle kurulabilir: erdem bilgiyle ve alıştırmayla olgunlaşır, kendini görmeyle derinleşir. Sitedeki "erdemler öğrenilebilir" cümlesi Sokrates ve Stoa çizgisine yakındır; alıştırma vurgusu Kynik ve Aristoteles çizgisinden gelir. Schopenhauer çizgisi karşı görüştür ve ciddiye alınmalıdır.
"Kimse bilerek kötülük yapmaz" Sokrates'in savıdır. Stoa ve Aristoteles bunu kabul etmez, Platon kısmen ayrılır (Akarsu, 63–64, 91, 107–108). Bu yüzden kesin bir cümle olarak kullanılmaz.
Herakleitos'ta ortak aklı tanıyan kişi kendi eylemine ölçü alır (Akarsu, 26). Demokritos'a göre ölçülülük hazzı çoğaltır; mutlu olmanın sanatı, elindekilerden yararlanıp onlarla yetinmektir (Akarsu, 28). Platon'da erdem, ruhun sağlığı, iç düzeni ve uyumudur; adalet ruhun her bölümünün kendi işini yapmasıdır (Akarsu, 86, 91–92).
Aristoteles'te erdem, doğru ortayı bulan niteliktir. Orta, eylemin konusundan değil bizim kendi doğamızdan belirlenir ve ölçüyü doğru görüş, yani phronesis bulur. Duygular susturulmaz, ölçülür; ara sıra kızmak bile kötü değildir, yeter ki akılla dizginlensin (Akarsu, 109–110). Cesaret korkusuzluk değil, delice atılganlık ile korkaklık arasındaki ölçüdür (Akarsu, 110).
Stoa tersini söyler: ölçülü bir kötülük de kötülüktür ve tutkular büsbütün bastırılmalıdır (Akarsu, 64). Yine de Stoa'nın apatheia'sı duygusuzluk değil, duygulanımlar karşısında sarsılmazlıktır (Akarsu, 64–65). Epikuros ise apatheia'yı yapma ve doğaya aykırı bulur (Akarsu, 81).
Aristoteles'in "doğru orta"sı ile Nietzsche'nin eleştirdiği "orta olma" (birörneklik, sürü ahlakı; Kuçuradi, Nietzsche, 74) aynı şey değildir.
Aristoteles'te istek akıldan yoksundur; istenç ise akılla yönetilen istektir. Ahlaksal eylem, isteklerin akla uymasıdır. İnsan eylemlerinin efendisidir; iyi ya da kötü olmak onun elindedir (Akarsu, 108). Platon'a göre kötülük yalnız bilgisizlikten değil, isteklerin ölçüsüzlüğünden de gelir (Akarsu, 91).
Stoa'da tutku, akla aykırı bir ruh hareketidir ve yanlış bir yargıdan doğar; dört esas duygulanım haz, istek, kaygı ve korkudur (Akarsu, 60, 63–64). Epikuros'ta hazzın özü acısızlıktır ve ruh dinginliği temeldir (Akarsu, 80).
Kuçuradi'nin aktardığı Schopenhauer'de kişi kendini isteyen bir varlık olarak bilir; istekler bitmez, bir isteğin doyumu yeni bir isteğe geçer ve arada can sıkıntısı belirir. Kör isteme ile bilgiyle aydınlanmış isteme ayrılır (Kuçuradi, Schopenhauer, 29–30, 51–56, 66–68, 90–93). Nietzsche okumasında isteme bir yeti değil, "neyi isteme"dir; asıl soru, insanın neyi istediğini ayarlayan şeydir. Schopenhauer'in her şeyi "yaşamayı isteme" diye genellemesi bu okumada yanlış sayılır (Kuçuradi, Nietzsche, 40–42).
Kuçuradi, Almanca Wille için "isteme" der ve "irade" sözcüğünü sakıncalı bulur (Kuçuradi, Schopenhauer, 19, dipnot). Akarsu ise Aristoteles için "istenç" der. İki sözcük aynı şey değildir.
Sokrates'te kendini bilgili sanmak, bilgiye en büyük engeldir (Akarsu, 33). Epikuros önyargıları ruhun en büyük düşmanı sayar ve felsefeye başlamak için ne erken ne geç olduğunu söyler (Akarsu, 80). Kyrene okulunda bilgi, kişiyi kuruntu ve önyargılardan, geçmişe bağlanmaktan kurtarır ve kendi kendinin bilincine varma özgürlüğünü verir (Akarsu, 51–52). Akarsu bu okulu tek yanlı bulur (Akarsu, 53).
Kuçuradi'nin Schopenhauer okumasında kişinin sahip olduğu tek hürriyet, olduğu gibi olmasında ve yapıp etmeleriyle kendini kurmasındadır. Kendini aldatmaya yer yoktur; çıkar yol, kendi yaptıklarına cesaretle bakıp kendini yoklaya yoklaya kendi kendisi olmaktır (Kuçuradi, Schopenhauer, 111). Güçlü ve zayıf yanlarını bilen kişi kendini eğitebilir (Kuçuradi, Schopenhauer, 124–125, 128–129). Hayata yön verebilmek kurallara değil, kendini görebilme derecesine bağlıdır; bu bilgiyi kazanmak için herkes kendisiyle hesaplaşmak zorundadır ve hiçbir kural bunu sağlayamaz (Kuçuradi, Schopenhauer, 98–99, 135).
Nietzsche okumasında bir insanın bir erdemi olması, o insanın kendi kendisi olması demektir; erdem kişinin kendi işidir (Kuçuradi, Nietzsche, 95, 110, 121). İyileşme yılları yalnızlık, sabır ve kendini avucuna alma yıllarıdır; hür insan kendi kendini eğitir (Kuçuradi, Nietzsche, 88–93).
Kuçuradi etik ile moral'i ayırır: moral hazır yargılar sistemidir ve çoğu zaman olumsuz bir şeydir; etik insanlar arasındaki bağlantıları inceler. Filozof yargıç değildir (Kuçuradi, Nietzsche, 18–20).
Akarsu'nun kendi görüşüne göre kör itaat ahlaka aykırıdır, sorumluluk devredilemez ve eğitimin asıl ödevi insanları kendi gözleriyle görür kılmaktır (Akarsu, 15–18). Sokrates kimsenin hocası olmadığını söylerdi; insanları yaşayışları ve karakterleri üzerinde düşünmeye zorlardı (Akarsu, 38). Platon'da öğretme bir doğurtmadır; bilgiyi kişi kendi içinde bulur (Akarsu, 88). Sokrates çoğunluğun iyi bulduğuyla savaşmış, yüksek ahlak ilkelerini hep tek tek kişiler getirmiştir (Akarsu, 13–14).
Kuçuradi'nin aktardığına göre Schopenhauer, kişiye davranış yasaları dikte etmeyi onun yapısını bilmemek sayar; öğütlerin etkisi sınırlıdır ve ahlak sistemlerinden erdemli insan beklemek boştur (Kuçuradi, Schopenhauer, 80–82, 99–101, 135).
Phronesis Therapy'nin davet kipi, yani öğüt değil eşlik anlayışı, bu çizgiye yaslanır.
Kuçuradi'nin iki kitabında "phronesis" terimi geçmez; en yakın dayanak, kendini bilerek kendini eğitmektir (Kuçuradi, Schopenhauer, 111, 128–129). Aristoteles'in kendisi, felsefi bilgeliği ve düşünme yaşamını pratik bilgeliğin üstüne koyar (Akarsu, 115–117).