Günce · Varoluş & Kaygı
Kaygı her zaman bir hastalık mıdır?
İki kaygı
Gece yarısı uyanıyorsun. Göğsünde adı konmamış bir sıkışma var. Bugünün refleksi bellidir: Bunun bir adı, bir tanısı, bir hapı olmalı. Peki ya her kaygı bir arıza değilse?
Varoluşçu psikolojinin öncüleri May ve Frankl, ortak bir ayrımda buluşur: Olağan, varoluşsal yapıdaki kaygı ile nevrotik, patolojik yapıdaki kaygı aynı şey değildir. Felsefi danışman Marinoff da aynı çizgiyi çeker: Hastalıktan doğan kaygı ile yaşamın akışında açığa çıkan kaygı birbirinden ayırt edilmelidir. İlki kliniğin işidir. İkincisi ise bir bozukluk değil, yaşamın sorduğu bir sorudur.
İnsana özgü bir yaşantı

Bu ikinci kaygının kökü Kierkegaard'a uzanır. Felsefi anlamıyla kaygı, insanın varlıksal yapısında temellenir; başka hiçbir canlıda izine rastlanmaz. Tam da bu yüzden ilaçla ya da yalnızca teknikle susturulamaz — çünkü kaynağı bir hastalık değil, insan olmaktır. Kişinin sorun olarak tanımladığı durum, onun yaşama ve ilişkilere bakışından kaynaklanıyorsa, oraya yalnızca teknik bir sağaltım uygulamak zaman kaybıdır; dahası, danışanı bir yanılsamaya iter: Soru yerinde durur, yalnızca sesi kısılmıştır.
Kaygı neyi haber verir?

Varoluşçu filozoflar, yaşamda karar, seçim ve eylem olasılıkları belirdiğinde açığa çıkan öznel yaşantıları önemser: korku, kaygı, içdaralması, bulantı. Bunlar, aklın egemenliğindeki bir bakışın yok saydığı, ama insanın ontolojik yapısına ait yaşantılardır. Kaygı çoğu zaman özgürlüğün eşiğinde belirir: Önümüzde gerçek bir seçim vardır ve bir şey bize bunu haber vermektedir. May'in saptamasını önceki yazılarda görmüştük: Kişi kendini özgür olarak kavradığında ve olanaklarının zenginliğini fark ettiğinde, kaygı olağanlaşır.
"Bu insanların tanıya değil, diyaloğa gereksinimleri vardır."
— Lou Marinoff
Önemli bir çizgi
Bu ayrım, tedaviyi küçümsemek değildir. Nevrotik ve patolojik kaygı gerçektir; klinik yardım ve gerektiğinde ilaç, yerine göre yaşam kurtarır. Ayrımın işaret ettiği şey öbür uçtur: Her kaygı hastalık değildir. Sınavı, ayrılığı, ölümle yüzleşmeyi, büyük bir kararı hastalık rafına kaldırmak, insana ait bir yaşantıyı elinden almaktır. Hangi kaygının hangi yardımı gerektirdiğini ayırt etmek de başlı başına bir pratik bilgelik işidir.
Tanı yerine diyalog
Peki yaşamdan doğan kaygıya ne iyi gelir? Raabe'nin yanıtı nettir: Felsefi danışman, danışanını normallik ve akıl sağlığı kalıplarından yola çıkarak tanılamaya girişmez. Görüşme, danışanın edilgen olduğu bir süreç değildir; danışan kendini yaşam sorunlarını sorgulamaya odaklar ve sorumluluk alır. Raabe bu sürece felsefi terapi der ve şöyle açıklar: Felsefi anlamda terapi, danışanın artan anlayışından, öz-farkındalığından ve iyi olma hissinden kaynaklanır — tüm bunlar, yetenekli bir felsefeciyle birlikte, kendisi ve çevresindeki dünya üzerine dikkatli bir keşfin sonucudur.
Bir çağrı
Kaygın sana ne söylemeye çalışıyor olabilir? Belki de ilk adım onu bastırmak değil, dinlemektir.

Kaynaklar: Kierkegaard, S. (2017). Kaygı Kavramı · May, R. (2020). Kaygının Anlamı · Marinoff, L. (2015) · Raabe, P. B. (2021). — Bu yazı, yazarın felsefe doktora tezinin (Maltepe Üniversitesi, 2022) beşinci bölümünden uyarlanmıştır.
← Günce